Babı Şefkat Nur


Aşk ile LÂİLÂHE İLLALLAH diyen CENNETE Girer!..

Resûlullah (ﷺ) Efendimiz,
 “İhlâsla La ilahe illallah diyen Cennete girer.” buyurunca,
Sahabiler;
-İhlâstan maksat nedir Yâ Resûlullah?.. diye sual ettiler.
Peygamberimiz (ﷺ);
“Söyleyeni haramlardan alıkoymasıdır.” buyurdu.
(Taberani)
Bu hadis-i şerif’le verilen ders gayet ehemmiyetli ve hikmetlidir.
Zira insanın kendini haramlardan alıkoyması, bir aza ile olmaz,
Ruh ve beden bütünlüğünde bir sakınma ve şükr-ü örfi gerektirir…
Meselâ;
DİL;
yalan ve riyada kullanmak haram,
Haramdan sakınıp sıdk ile konuşturmak helal,
ZİKR-İ İLÂHÎ ile yormak vazifesi ve İBADET’idir!..
ÜSLUB;
kaba kullanmaktan sakınıp,
uygunluk ve yumuşaklık göstermek helâl,
vazifesi ve ibadeti, ahlâk-ı hasene olan HİLİM’dir!..
GÖZ;
haram nazarlardan sakınıp, hakkı olana nazar helâl,
Allah’ın kudretini ve rahmetini temaşa etmekle,
Vazifesi ve ibadeti MÜŞAHEDE’dir!..
ELLERİ ve AYAKLARI ;
hakkı olmaya uzatmadan, hakkı olanda kullanmakla,
Vazifesi ve ibadeti HAYIRLA SIRAT-I MÜSTAKİM’e yöneltmektir!..
ZİHİN;
Füzuliyatta çalıştırmaktan sakınıp, vacibiyet dairesinde düşünmekle,
Vazifesi ve ibadeti fikr-i ilahi denilen TEFEKKÜR’dür!..
FİKİR;
Boş, fani ve beşeri fikirlerden sakınıp,
Fikri İman-ı billah dairesinde hüccet ve istidlâl ile yürütmekle,
Vazifesi ve ibadeti MARİFETULLAH’tır!..
AKIL;
Dünya gafletinden uzaklaştırıp,
dünya ve ahiret için doğru ve faydalıya çalıştırmakla,
vazifesi ve ibadeti, hak bir HİKMET’tir!..
KALP;
Dünya sevgisinden arındırıp, Allah için sevmek ve buğz etmekle,
Vazifesi ve ibadeti MUHABBETULLAH’tır
İRADE;
Malayani tercihlerden sakındırıp, Küll-i İrade’ye bağlamakla,
Vazifesi ve ibadeti RIZA-İ İLÂHİ’dir!..
İşte bu TAKVA’dır… ,
Takvanın sabit ve devamli olması da imanın yenilenmesine muhtaçtır!..
“Ey İman edenler! Allah’a iman edin…”
(Nisa,136)
“Bedevîler ‘İnandık.’ dediler.
De ki: Siz iman etmediniz ama ‘İslam olduk.’ deyin.
Henüz iman kalplerinize yerleşmedi.”
(Hucurat,14)
Demek imanı dem ve damarlara karıştırmak,
tekrar ederek, meleke hâline getirmek;
akıl, kalb, ruh gibi letaife sirayet ettirmek gerekir.
İmanımızı her zaman taze tutmamız gerektiğini emreden
yukarıdaki hadis-i şerifi tefsir eden Bedîüzzaman Hazretleri,
“hem şahsı, hem de çevresi her zaman değişen” 
insanın,
her zaman imanını yenilenmeye de ihtiyaç duyduğunu kaydeder.
Mü’minin kalbi,
kaynayan tencereden daha çok değişikliklere mâruzdur…”
 (bk. Camiu’s-Sağir, 7300)
“Kalb, serçe kuşu gibidir. Her an bir tarafa yönelir.” 
(bk. Camiu’s-Sağir, 2342)
“Kalb, kırda atılmış bir kuş kanadı gibidir.
Rüzgâr bu kanadı nasıl alt-üst çevirirse, kalb de öyledir.” 
(Camiu’s-Sağir, 8135)
 “İmanınızı ‘Lâ ilâhe illallah’ sözü ile tecdit ediniz ve yenileyiniz.” 
(Müsned , II/359; et-Terğib ve’t- Terhib, II/415)ın hikmetini soruyorsunuz.
Bir sırr-ı hikmet şudur ki:
İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman – yenilendikleri -,
teceddüt ettikleri için,
her zaman tecdid-i imana – imanı yenilemeye- muhtaçtır.
Zira insanın her bir ferdinin mânen çok efradı var.
Ömrünün seneleri adedince,
belki günleri adedince,
belki saatleri adedince birer ferd-i âhar – ayrı ferdler gibi- sayılır.
Çünkü,
zaman altına girdiği için, o ferd-i vâhid bir model hükmüne geçer,
hergün bir ferd-i âhar şeklini giyer.”
(26.mektup)
Cismimiz değiştiği,
hücrelerimiz devamlı yenilendiği gibi,
kalp ve ruh âlemimiz de daima değişmektedir.
Bazen göl gibi durgun bazen nehir gibi coşar.
Bazen kurur bazen seller gibi taşar
Bazen yükselir bazen düşer.
Bazen kendi haddini aşar.
Çünkü insan imtihana tâbidir, son nefese kadar olgunlaşıp pişer,
Cennete el-yak olmak için Kemâlata koşar!..

“Hem insanda bu taaddüt – erime- ve teceddüt -değişme- olduğu gibi,
tavattun ettiği âlem- bedenin hücreleri bile – dahi seyyardır.
O gider, başkası yerine gelir.
Daima tenevvü – çeşitleniyor – ediyor,
her gün – her anı bambaşka bir alemi yaşıyor –
ve, başka bir âlem kapısını açıyor.

İman ise,
hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyasıdır.
‘Lâ ilâhe illallah’ ise, o nuru açar bir anahtardır.

Hem insanda madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar;
çok vakit imanını rencide etmek için, 
gafletinden istifade ederek,
çok hileleri ederler, şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar.

Hem zâhir-i şeriate muhalif düşen
ve hattâ bazı imamlar nazarında 
küfür derecesinde tesir eden kelimat ve harekât eksik olmuyor.
Onun için,
her vakit, her saat, hergün tecdid-i imana bir ihtiyaç vardır!..”
Şayet insan zamanının her anını marifet, tefekkür, zikir gibi
ulvi ibadetlerle değerlendirirse, o anları nurlanır ve ebedileşir.
Küfür, isyan ve gaflet ile geçen anlar ise kararıp sönerler.
İmam-ı Şafii’nin dediği gibi; 
‘Sen kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni meşgul eder.”

Bu Yazıyı Yorumlayın..

Köşe Yazarlarımız

Meltem Etoğlangil

Erzincan altın madeni kazası

Babı Şefkat Nur

“KİM Kİ BİN KERE  ‘KULHÜVALLAHÜ EHAD SÛRESİ’Nİ  OKURSA, KENDİ NEFSİNİ ALLAH’TAN SATIN ALMIŞ OLUR.”

Leyla Gevrek

Kendimi Arıyorum

Yusuf Soner Erdem

Farkımız Ne?

Doç. Dr. Ali Fuat Gökçe

TÜRKİYE’Yİ ÇEVRELEYEN ABD ÜSLERİ

Hakan Esen

Bayramınız Bayram Olsun

Tuğba Zehiroğlu

BİTSİN ARTIK

Ziynet Yıldırım

ÖLDÜRMEYECEKSİN

Facebook

Twitter

En Çok Okunanlar

Anketler

Sitemizi yararlı buluyor musunuz?

Anket Sonuçları

Yükleniyor ... Yükleniyor ...